Fizyognomi Nedir? Fizyognomi Gelişim Süreci

( Yun. Physis: Doğa; gnome: Bilgi. ) Yüz çizgileri ve diğer bedensel özelliklerden  yola çıkarak karakter analizi yapma.

Spekülatif ispat gelişimleri ve kozmolojik elementler ile bağdaştırılması fizyognomiye bir sahte bilim şöhreti kattı ve onu kehanet işe şarlatanlık kategorisine gönderdi. Fizyognominin bugünkü destekçileri arasında, iki bin yıl önce olduğu gibi bugün de astral etkinlerin insanın görüntüsüne şkil verdiğine inanan astrologlar bulunmaktadır.

Fizyognominin Tarihsel  Gelişimi Süreci

Burun uzunluğu, dudak kontürleri, gözlerin rengi ve parlaklığı, bedenin boyut ve ciltteki lekeler, kıllanma, en küçük özellik bile astrolojik bakış açısına göre yıldızların etkisine tabidir ve her insanın karakteri, yetenekleri ve çok genel anlamda kaderinin değerlendirilmesi için bir anahtar sunmaktadır.

 

Fizyognomi’nin ilk izleri eski Yunan çağlarında bulunur. Buna göre Pythagoras’çılar ( İ.Ö. 500 ) bedensel görünüm biçimi öğrenme için bir yetenek ifade etmeyen kişilere, tarikat ekollerinin eğitimi için izin vermemiştir, çünkü doğanın insan bedenine, kişinin ruh özelliklerine göre yapılandırdığını düşünüyorlardı. Fizyognomik fenomenlerin ilk kez sistematik olarak ele alınması Aristoteles’e ( İ.Ö. 384 – 322 ) atfedilmişti ve analojizme ( andırma ) dayanmaktaydı.

 

Cesur hayvanların, örneğin yabandomuzu, sert kıllı olduğu gözleminden, bu donanıma sahip insan dahil olmak üzere, diğer sert kıllı yaratıkların da cesur olduğu sonucu çıkartılıyordu. Bu tiğ bağlantılar ve bunlardan çıkartılan tipler, fizyognominin ilk modern öğreti kitabı olan, İtalyan yazar Giambatista Della Porta‘nın ( 1535 – 1615 ) De humana pyhsiognomonia başlıklı eserinde ortaya çıkar. Della Porta örnek olarak İ.S. II. yüzyıla ait Pyhsiognomica adlı anonim bir eserden bahseder.

 

Modern fizyognomik araştırma, bilgisini beş yüz sayfayı aşan İnsan Bilgisi ve Sevginin Teşvik edilmesi için Fizyognomik Fragmanlar (Physiognomischen Fragmenten zur Befördering der Menschenkenntnis und der Menschliebe, 1775 –  1778) eserinde döken ve tzeleri ile Goethe’ye kadar olan çağının nefesini kesen İşveçreli teolog, filozof ve yazar Jojann Caspar Lavater ( 1741 – 1801 ) ile tam manasıyla harekete geçer. Lavater fizyognomiyi, insanın dışşındn içini tanıma sanatı olarak tanımlıyordu. Ancak gözlemlerini kesin bilimsel kurallara bağlama denemesi başarısızlığa uğradı. Charles Darwin gibi birçok ünlü bilim adamının ilgilendiği müteakip araştırmalar da, bedensel ve karakter özellikleri arasındaki bağlayıcı ilişkiyi ortaya çıkartamadı.

 

Fizyognomik ilişkiler hakkında tabii-bilimsel sürdürülen tartışmalara paralel, kozmolojik denilen kurallara dayanan öğretiler gelişiyordu. Burada temel görüş, insanın doğum anında astral etkiler nedeniyle karakteri, görünüşü ve böylece gelecekteki yaşam yolunu birlikte belirleyen bir ize maruz kalmasıydı. Söz konusu etkin gökyüzü güçleri ve onların etkileri hakkında antik dönemden modern çağa kadar çok sayıda elkitabı bilgi vermiştir.

 

Bunların en ünlüsü on iki burç işaretinin doğum oraklıdır. Güneş ve Ay bu burçlardan birinde bulunduğunda, orada dünyevi bir kralın sarayında oturduğu gibi tahtta oturduğunda, burç tanrıları altlarında bulunan dünyanın, özellikle yeni doğanın üzerine tüm güçlerini yayabiliyordu. O anda idare eden Yıldız Tanrısı2nın ” çocukları ” sayılıyordu ve başak, boğa, aslan doğumluların buna uygun görünümü de alacağı düşünülüyordu.

 

Roma piskoposu Hippolytos’un bir orakl tablosunda bununla ilgili şöyle yazar: “ Başakta doğanlar şöyle yaratılmıştır: Başları oldukça uzun, saçları kırmızımsı, kaşları birbirine bitişik, gözleri oldukça açık renkli, alın köşeli, burun büyük, burun kanatları çok açık, ağız oldukça uzun, dudaklar ince, çene sivri ve eklemler tıknazdır. Boğa çocukları yuvarlak başından, geniş yüzünden sık saçlarından, büyük siyah gözlerinden ve kaşlarından tanınır. Gözlerinin akınca ince, kırmızı damarcıkları, büyük gözkapakları ve sık saçları vardır. Ağızları yuvarlak, burun delikleri etli, burun ve dudaklar geniş, kulaklar kalın, büyük ve sivridir. Üst beden bölümleri özellikle çok gelişmiştir; bu çocuklar baldırlardan yukarıya doğru düzgün yapıdadır, gövde hantaldır… ” Burçlarına göre çocuklarının dış görünümlerine ait bu bilgiler, antik dönemde eğitimli bir astroloğun repertuvarına aittir. Böylece yıldızlı gökyüzünün sorgulanmasına grek kalmadan tek hamlede, müşterini yüz tipi, gövde yapısı ve duruşuna bakarak sözk onusu burç işaretinin okunması mümkündür.

 

Antik astroloji görüşüne göre yedi gezegen de beden yapısı ve yüz oluşumuna büyük etkide bulunuyordu. Gezegen tanrılarının saat tanrılıkları ile günlük tanrılıklara bağlanması sonucunda, günün belirli bir saatine ve yedi günlük gezegen haftasının bir gününe, yedi gezegenin her birinin hükümdarlığı yüklenmiştir. Yeni doğanlar sadece burç tanrılarının değil, bilakis yine ayrıntılı orakl metinleri ile tanımlanmış söz konsu hâkim zaman tanrılarının da hükümdarlığı altındaydı.

 

Yani yeni doğanın bedensel gelişimi ve bu sayede ruhu ve karakteri, gezegenlerin çokça etkili olabildiği etkiler kombinasyonu ile tespit ediliyordu. Jüpiter’in de gökyüzünde bulunduğu dolunay gecesinde, pazartesi gece yarısı saat üçte dünyaya gelen bir çocuk, sadece o sırada bu gezegenlerin gökyüzünü idare etmesi nedeniyle değil, aynı zamanda pazartesinin Ay günü olması ve gece yarısından sonra saat üçün Jüpiter’e verilmiş olması nedeniyle Ay ve Jüpiter tarafından belirleniyordu. ( Ayrıca böyle bir kombinasyon olağanüstü uygun sayılıyordu. ) Gezgen ” çocuklarının ” kaderini yorumlayan metinler Antik dönemden bu yana neredeyse değişmez geleneklere sahiptir ve Babil Dini’nden gelen, Yunan lılar’ın devaldığı Gezegen Tanrısı’nın karakteri bariz öne çıkmaktadır. Yunanastrolog Anatolius’un ilmi araştırmasında şöyle der: ”

 

Satürn ( Cumartesi, İng. ” Saturday ” ) gününde doğmuş kişi büyük bir yüze, yuvarlak gözlere, siyah bir ten rengine, güzel bir tene sahiptir, melankolik ve hünerlidir, kolayca şanssızlığa yenilir. 57 sene yaşar. ” Astrolog Rhetorios‘ta ( İ.S. VI. yüzyıl ) şunu okuyabiliriz: ” Satürn seyrek sakala, çukur gözlere, huzursuz, devinen gözlere sahip, küçük yapılı, yalancı, kötü niyeti gizli ayyaşlar; siyah, çirkin, kuru ve huysuz insanlar yaratır. ” Daha yeni olan astrolojide de, kelime dağarcığı fazla olmasa da, Babil tanrı kültü yaşamaya devam eder.

 

Bir XX. yüzyıl astroloğu olan von Klöckner‘e göre, Satürn doğumlular artık sadece ” Melankolik bir yüz ifadesi ve eğik bir duruşa sahiptir.

 

Fizyognomi gezegenlerin, yeryüzünde dik vaziyette duran kozmos’un beden bölümlerini oluşturduğu antik görüş ile ek etkiler elde etti, öyle ki burada Güneş ve Ay gözleri ya da kalp veya beyin gibi iç organları temsil etmektedir. İnsan bu dünyalar Tanrısı’nın sadık sureti olarak görülüyordu. Bedenin bütün iç ve dış  bölümleri ile organları ve psikozu, bitmek tükenmek bilmeyen bir sistematik ile gezegenlere ve bunların çok iyi belirlenmiş etkilerine dağıtılmıştır.

 

Bu temel öğretiye, fizyognomik yıldız yorumculuğu ile ilgili olarak el okuma sanatında ( Kiromanti ), Metoposkopi ve Moleoskopi‘de kendisini gösteren, yeni astrolojik tekniklerin akışı bağlanmıştı.

Bu Yazı İçin Ne Düşünüyorsun?

Öğretmenim. Boş zamanlarımda öğretmen arkadaşlarla bilgi paylaşımı yapmak için bu sitede yazıyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  1. Bu yazıya yorum yazın.

    Unutmayın, düşünceleriniz başkalarına yararlı olabilir.